Hedeflerin Ötesine Geçmek: Bu Yolda Kim Olmak İstersin?
- Melisa Sağbaş

- 10 Nis
- 2 dakikada okunur

Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana öyle geliyor ki; kendimizi bildik bileli hayatta hep bir şeylere ulaşmaya çalışırken buluyoruz kendimizi. ‘Kendimizi bilmek’ derken çoğunlukla bilinçli olarak hatırlayabildiğimiz dönemden söz ediyorum; çünkü daha erken anılar genellikle daha belirsiz oluyor. Anaokulu ile eğitim hayatına başlamamız ve sosyal hayata girmemiz itibariyle bitmek bilmeyecek o koşturmaca başlıyor ve ulaşmamız gerekenlerin de ardı arkası kesilmiyor. Tamamlanması gereken ödevler, girmek istediğimiz arkadaş grupları, öğrenmemiz gereken okuma yazma… Ardından her yıl zorlaşan dersler, ucu bucağı olmayan bir bilgi seli ve sürekli test edildiğimiz sınavlar…Derken üniversiteyi bitirip bir meslek sahibi oluyoruz ve rahatlayacağımızı sanıyoruz. Oysa hedefler orada da bitmiyor çünkü hayat yalnızca eğitimden ibaret değil; sosyal hayatın getirdikleri, toplumsal beklentiler, ekonomik ve ilişkisel kaygılar derken; yaşımızın büyümesiyle birlikte içimizde gittikçe büyüyen ve otomatikleşen hedefler silsilesiyle yolumuza devam ediyoruz.
Belki de tüm bu süreçte, hedeflere ulaşmanın bizi mutlu edeceğine, tatmin duygusu vereceğine inanıyoruz ama çoğu zaman ulaştığımızda sadece kısa bir mutluluk ve anlık tatmin duygusu yaşıyor, ardından yeniden eski halimize dönüyoruz. Yine yeniden mutlu olacağımıza inanarak kendimize varılacak yeni bir hedef belirliyoruz.
Peki tüm bunlar olurken, yani biz sürekli bir hedeften diğerine koşarken ve çıkmaz bir döngünün içine hapsolmuşken yönümüzü sabit tutabiliyor muyuz? Yönümüzü sabit tutmak derken ne kastediyorum, biraz bundan bahsedeyim. Hedefler, ulaşılabilir ve tamamlandığında “bitti” diyebileceğimiz duraklardır. Üniversiteyi kazanmak, bir işe girmek, bir ilişkiye başlamak ya da maddi olarak güçlenmek gibi… Yön dediğimiz şey ise bir varış noktası değil; daha çok o yolda nasıl bir insan olacağımızla ilgilidir. Örneğin ‘bir işte başarılı olmak’ ya da ‘bir yarışı kazanmak’ bir hedef olabilir; ancak ‘öğrenmeye açık bir insan olmak’ ya da ‘sanatla ilgilenen bir insan olmak’ bir yöndür. Aynı şekilde ‘bir ilişki içinde olmak’ bir hedefken, ‘şefkatli ve anlayışlı bir partner olmak’ bir yöndür.
‘‘Koyduğun hedefler değişir ama gittiğin yön hep sabit kalır.’’
Hedeften hedefe koşarak bir hayat yaşanabilir ama nasıl yaşamak istediğini seçtiğinde, hayat yalnızca geçip gitmez; giderek derinleşen ve anlam kazanan bir yolculuğa dönüşür.
Belki de bu noktada kendimize şu soruyu sormak kıymetlidir;
“Ben hedeften hedefe koşarken; şefkatli, anlayışlı, bağ kurmaya istekli ve gelişime açık bir insan olarak mı yaşamak istiyorum, yoksa öfkeli, hayata kızgın, tatminsiz ve savrulan biri olarak mı?”
Yönümüzü ve hedeflere giden yolda nasıl bir insan olacağımızı seçtiğimizde hedeflere ulaştıktan kısa süre sonra kaybolan tatmin hissi ve yerine gelen anlamsızlık hissiyle baş etmek zorunda kalmayız çünkü hedeflere ulaşamadığımız zamanlarda bile yönümüz ve değerlerimiz hep sabittir ve hayatımız boyunca bizimledir. Değerlerimiz, hedefler gibi varılacak bir nokta olmadıklarından aslında onlara tam manasıyla hiçbir zaman ulaşamayız ve ellerimizden kayıp gitmeleri de mümkün değildir. Nasıl bir insan olacağımızı belirleyen yönümüz ve değerlerimiz hayatın her aşamasında bize eşlik ederler ve hedefe giden yolda içsel motivasyonumuzu sağlayan en büyük yardımcılardan biri olurlar.
Dolu dolu bir hayat, yalnızca ulaşılması gereken hedefler bütünü değil o hedeflere giderken kim olduğumuzdan ve hedefe nasıl ulaştığımızdan da oluşur. Çünkü günün sonunda geriye dönüp baktığımızda hatırladığımız şeyler çoğu zaman ulaştığımız noktalar değil, o yolda nasıl hissettiğimiz, nasıl davrandığımız ve kimlere nasıl dokunduğumuz olur. Bu yüzden kendimize sormamız gereken asıl soru ‘neye ulaştım?’ değil, “bu yolda kim oldum?’ sorusudur.
Bu yolculukta yalnız hissettiğinde destek almak istersen, birlikte adım adım ilerleyebiliriz.

Yorumlar